Annem—sekiz yaşımdan beri ona "Anne" desem de adı Deniz’di—şarap kadehine doğru hafifçe gülerek, "Sen bu ailenin bir parçası değilsin," dedi.
Kadehimi kaldırdım ve cevap verdim: "Harika. O zaman benden para istemeyin."
Tuna’nın gülümsemesi bir anda kayboldu. Babam, sanki ayaklarının altındaki zemin kaymış gibi bir ona bir bana baktı. Etrafımızda, Sapanca’daki aile evinin yemek odasında oturan yirmi akraba; çatalları tavuk sote ve patates püresinin üzerinde asılı kalmış halde donup kalmıştı.
Bu bir kutlama olmalıydı. Babam yeni altmış beş yaşına girmişti ve Tuna, tatlı servisi sırasında nişanlısı Reyhan ile Eylül ayında evleneceklerini duyurmak için bu anı seçmişti. Beyaz şarabın ve ilginin verdiği özgüvenle Deniz, durumu daha da görkemli bir hale getirdi. Sandalyesinin yanından mavi bir dosya çıkardı ve mülkün "gelecek nesilde kalması" için babamla birlikte aile yadigarı göl evini düğünden önce Tuna’nın üzerine geçirmeyi planladıklarını duyurdu.
Benim dışımda herkes alkışladı.
Çatalımı masaya bıraktım. "Bu evin ipotek borcu hala dururken ve babamın geçen yılki rehabilitasyon masrafları henüz ödenmemişken, gerçekten göl evini Tuna’ya mı veriyorsunuz?"
Reyhan’ın gülümsemesi soldu. Tuna gözlerini devirdi. Deniz, peçetesini yavaş ve hesaplı hareketlerle katladı.
"Bu seni ilgilendirmez," dedi.
"Bana her mesaj atıp yardım istediğinde bu beni ilgilendirir hale geliyor."
Tuna sandalyesinde arkasına yaslandı. "Hadi ama Emel. Göl evi aile mülkü."
Gözlerinin içine baktım. "O zaman ailenin parasını kullan."
İşte o an Deniz güldü ve o cümleyi kurdu: "Ah tatlım. Sen bu ailenin bir parçası değilsin."
Oda tamamen sessizliğe büründü.
Bir an için tekrar on dört yaşıma döndüm; nezaketin ne kadar çabuk bir üst-alt ilişkisine dönüşebileceğini yeniden öğreniyordum. Tuna varisti, oğuldu, gelecekti. Ben ise babamın ilk evliliğinden gelen "fazlalık" çocuktum—Deniz’in kendisine ait olmadığımı unutmama asla izin vermediği o minnettar ekleme. Ama yine de o parayı göndermiştim. Tam on dokuz ay boyunca. Çoğu ay seksen bin lira, Tuna’nın kamyon tamir dükkanı battığında daha fazlası, babamın baypas ameliyatından sonra ilaç masrafları arttığında daha da fazlası... Deniz hep babama söylemememi tembihlemişti. Gururu bunu kaldıramazmış.
devamı sonraki sayfada...

