Yıllardır ailem başarılarımı görmezden geldi, bir yandan da gizlice paramı "gözde" kız kardeşim için kullanmanın planlarını yaptı. Ben de bunun yerine, hep ihmal edilen erkek kardeşime mezuniyet hediyesi olarak bir ev verdim. Babamın tepkisi ise şu oldu: "O para kızının borçları içindi!"
Babam bunu seksen kişinin önünde, beyaz bir mezuniyet çadırının altında, yüzü kıpkırmızı kesilmiş halde ve sesi alkış seslerini yırtıp geçecek kadar yüksek bir tonla söyledi. “O para kızının borçları içindi!”
O kusursuz saniye boyunca kimse kıpırdamadı.
Ne lacivert mezuniyet cübbesi içinde, elinde hâlâ anahtarlarla duran küçük kardeşim Mert; ne pasta masasının yanında elinde kâğıt tabak ve plastik çatalla donup kalan annem; ne de az öncesine kadar gülümseyen ama şimdi sanki herkesin uymayı kabul ettiğini sandığı bir senaryo elinden alınıp yırtılmış gibi bakan gözde kız kardeşim Lale...
Ya ben?
Ben sadece Haziran sıcağında, ayağa kalkmak için kenara ittiğim katlanır sandalyenin arkasına bir elimi koymuş halde öylece durdum ve şunu düşündüm: Sonunda ağzındaki baklayı çıkardın.
Parti, Ankara dışındaki aile evimizin bahçesindeydi. Çitlerde Mert’in lise mezuniyeti için asılmış mavi ve gümüş rengi pankartlar sallanıyordu. Kapaklı kaplarda sıcak kebaplar, çimlerin üzerine kurulmuş kiralık bir çadır, içecek dolaplarının başında toplanmış kuzenler ve kulak misafiri değilmiş gibi yapıp aslında her kelimeyi dinleyen komşular... Herkesin birbirine destek rolü yaparken aslında içten içe birbirini puanladığı türden o aile etkinliklerinden biriydi.
Mert tam zarfları ve küçük hediyeleri açmayı bitirmişti ki ona son bir kutu uzattım.
devamı sonraki sayfada...

