Fotoğraf makinesini mutfak masasına bıraktım. Son karede gördüğüm binayı tanıyordum. Şehrin dışında, eski tren hattının yakınında bulunan Çınar Konukevi'ydi. Babamın ölümünden sonra annemle birlikte birkaç kez önünden geçmiş, annem her seferinde o binaya uzun uzun bakmıştı.
Fakat fotoğrafta beni asıl ürküten bina değildi. Giriş kapısının yanında duran sedyeydi. Üzerinde yüzü seçilmeyen yaşlı bir kadın yatıyordu. Sedye görevliler tarafından bir ambulansa taşınıyordu.
Ekranı yeniden açıp diğer üç fotoğrafa baktım. İlkinde annemle Feraye gençlik yıllarında bir okul bahçesindeydi. İkincisinde aynı iki kadın, yıllar sonra çekilmiş belli ki daha yeni bir fotoğrafta, küçük bir bahçede yan yana oturuyordu. Üçüncüsünde üzerinde Çınar Konukevi yazan kapının önünde annem, Feraye ve tanımadığım yaşlı bir adam vardı.
Son fotoğraf ise yalnızca iki gün önce çekilmişti.
Annem orada ne yapmıştı? Sedye üzerindeki kadın kimdi? Üstelik neden bana başka bir hikâye anlatmıştı?
Hızla ayakkabılarımı giydim. Tam kapıyı açacakken arkamdan bir ses yükseldi.
"Tomris, nereye gidiyorsun?"
Annem uyanmıştı. Koltuğun yanında ayakta duruyor, duvardan destek alıyordu. Yüzü solgundu.
"Anne, bu fotoğrafları gördüm. Artık bana ne olduğunu anlatmalısın."
Bir şey söylemeye çalıştı ama dudakları titredi. Sonra gözlerini kapatıp dengesini kaybetti.
Onu son anda tutabildim.
Arabayı çalıştırmak yerine hemen 112'yi aradım.
Ambulans geldiğinde annem hâlâ bilinci açık olmasına rağmen oldukça güçsüzdü. Hastanede doktorlar sıvı kaybı, düşük tansiyon ve beslenme yetersizliği belirtileri saptadı. Kan tahlilleri yapıldı, kalp ritmi izlendi ve damar yolundan sıvı desteği verildi.
Doktor, "Bu yaşta kısa sürede belirgin bir değişiklik olması önemlidir. Nedenini araştırmadan yalnızca mide rahatsızlığı diyemeyiz," dedi.
devamı sonraki sayfada...

