“Peki ne?”
Kadının yüzü bembeyaz oldu.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra mezar taşına baktı.
“Leon’un babasının on yıl boyunca neden ortaya çıkamadığı.”
Elimde tuttuğum zarfı farkında olmadan daha sıkı kavradım.
“Sen kimsin?” diye sordum tekrar. “Ve kızımla ne ilgilin vardı?”
Kadın derin bir nefes aldı.
“Benim adım Selina. Mirela’nın son yılında onunla aynı yerde çalışıyordum. Bir kafede.”
Kızımın o dönemde yarı zamanlı çalıştığını biliyordum.
Ama Selina adını ondan hiç duymamıştım.
“Bu zarfı sana neden verdi?”
Selina cevap vermek üzereydi ki uzaktan Leon’un sesini duydum.
“Anneanne!”
İkimiz de aynı anda döndük.
Leon elinde hazırladığı kartla bize doğru geliyordu.
Selina’nın yüzündeki korku daha da belirginleşti.
“Bunu onun yanında konuşmayalım,” dedi.
“Benim torunumun hayatıyla ilgili bir şeyse konuşacağız.”
“Konuşacağız. Ama önce mektubu okuyun.”
Leon yanımıza geldiğinde Selina birkaç adım geri çekildi.
“Bu kim?” diye sordu.
“Annenin eski bir arkadaşı,” dedim.
Leon hemen gülümsedi.
“Annemi gerçekten tanıyor muydunuz?”
Selina’nın gözleri doldu.
“Evet,” dedi. “Hem de düşündüğünden daha iyi.”
Leon kartı annesinin mezarına bıraktı.
Sonra Selina’ya dönüp çocukça bir doğrudanlıkla,
“Babamı tanıyor muydunuz?” diye sordu.
Kalbim sıkıştı.
Selina bir an bana baktı.
“Evet,” dedi.
Leon’un yüzündeki ifade değişti.
devamı sonraki sayfada...

